Datça dan ayrılıp gelip, başkentimizde bir soğuk hava duşu yapmanın hiç keyfi yok. Ancak elden ne gelir ki. Aile bağları geçim seçenekleri hepimizi ilçemizin dışında bazı yerlere savurdu. 24 Aralık 2009 günü saat 19,30 da karar verip ,yarım saat,45 dakika içinde evden ayrılıp otobüse yetişmenin telaşı, heyecanı nasıldı bir ben bilirim. Sonra 49 yıl sonra bir yılbaşını Datçada yaşamanın keyfi, (bir haftacıkta olsa) yani kısaca 2010 yılına bu sene Datçada girdim. Tanrının sevdiği kul gibi. 2 Ocak 2010 günü ayrılırken ayaklarım geri geri gitmedi desem yalan olur. Yeniden bu yıl içinde en yakın zamanda buluşmak dilek ve umudu ,avunma nedenimiz oluyor. Eş dost ve arkadaşları görebilmek için , zamanı sonuna kadar doldurmaya çalıştım. Yıllar sonra da olsa doğup büyüdüğüm eski Datça mahallemizi bir hamlede kısada olsa ziyaret ettim. Hangi cesaretle /özlemle bilmiyorum eski evimize gittim bilmiyorum. Mihrap yerinde ancak, oldukça restore edilmiş ve eski halini bilmezseniz yeni yapılmış sanırsınız. Hepimizin geçmişinden gelen kırıntılar /izler vardır. Eski evimizin avlusunu , çocuk gözüyle ben çok büyük bir alan olarak hayal edermişim.Harım içinin duvarları onarılmış ve avlu duvarının eski yerinde bir taşı aradı gözlerim. İstinat duvarına gömülü vaziyette bulunan DELİK TAŞ benim hayalime takılmış kalmış.Avluya kadar gelen ,ineklerimizi, odun getirdiğimiz eşek ve koyun ve oğlağımızı bağladığımız delik taş. Benim takınağım olmuş. Ancak maalesef yerinde yoktu beklide benim gözümden kendini sakladı.Öylesine hayalimin ,anılarımın bağlandığı bir nokta gibi aklımda kalmış. Beklide Ilıcadaki un değirmenindeki duvardaki delik taş bana onu hatırlattı. Sitem gibide olsa sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Datçada bulunduğum bir sırada sabahları , bazen doğu istikametine (Burgaz yönü) veya sevgi yolundan limanın bulunduğu yöne doğru yürümeye çalıştım. 29 Aralık 2009 günü esen adanın rüzgarına bir daha kendimi kapıp koyvereyim dedim.Tam Anfi tiyatronun bulunduğu yere geldiğimde , beyaz irice bir köpek ,sokağa atılmış olmanın tepkisi ile herhalde buraları kendisine mesken edinmiş. Elbette meskenine tecavüz gibi bir düşüncem olamaz,beni sesli karşıladı. Seramonisine (Havlamak) sevecenle karşılık verdiğimi sanarak (sesini kesmişti), iki adım atmaya kalmadan,arkadan sol ayak baldırıma dişleri ile tırmalayan bir iz bıraktı. Kendisine gayrı ihtiyari tepki verince de Dorya Otelinin bahçesine koştu gitti.Ömrümde hiç başıma gelmeyen bu olayı büyütmedim.Hatta hiç kimseye haber vermeden , büyütmeden tedbir amacı ile hastahaneye gidip aşımı oldum. Bununda hayatın bir cilvesi olarak algılıyorum. ANCAK:: yarımadamız üzerinde yaşayan tüm canlılara saygıya evet de, kendimize de saygılı olmamız gerekmez mi. ?Bakamayacağımız evcil hayvanları büyütüp sakağa bırakmanın özgürlüğünü bize kim veriyor. Hayvanları sevmek evet de , Datçada bile elimizde sopa ile dolaşmanın gereği var mı. Hele okulları giden çocuklarımızın ve yaşlılarımızın sokaklarda rahatça yürüyebilme özgürlüğüne saygılı olmak hepimizin görevidir diye düşünüyorum.. Bu kısa anekdottan başka , geçen 7-8 gün içinde epey birikimim oldu. Bunları da önümüzdeki günlerde paylaşabilmek ümidi ile…. Sağlıcakla kalınız